Divan edebiyatı denilince akıllara öncelikle şiir, şiir denilince de gazel hatıra gelir. Gazel, hem kemmiyet hem keyfiyet bakımından divan şiirinin esas temsilcisi ve kalbi konumundadır. Santayana'nın benzetmesiyle birer kelime kuyumcusu olan şairlerin elinde incele incele "serteser âhenk" kesilen ve Haşim'in ifadesiyle: "Resullerin sözü gibi namütenahi bir ifade kudreti ve genişliği" kazanan eski lisan bütün hünerini gazelde göstermiştir. Büyük şairler, edebi sanatlar, teksif ve süblimasyon yoluyla "bütün bir bahçenin güllerinden bir damla gülyağı, bütün Atlas okyanusunun uğultusundan bir sedefte kalan sesi" çıkarmaya muvaffak olmuşlar ve Vasfi Mahir Kocatürk'ün ifadesiyle: "Shakespeare'in bir kitapla anlattığını, bir gazele sığdırmayı" başarmışlardır. Tabiatıyla incelmiş olan bu dil ve anlam yoğunluğu şiirde bir anlam kapalılığına yol açar ve şerhi zaruri kılar. Hem dil hem de kültür olarak klasik şiirden uzaklaşma sürecinin devam ettiği günümüzde bu zaruret gittikçe büyümektedir.
|