Deneysel edebiyat, adını duyanı kışkırtan bir alan. Deneme, yanılma, öğrenme... Dili kırma, eğme, çatlatma; sesini inceltip keskinleştirme. Bazen harfleri birbirine sürtüp kıvılcım çıkarma. Bazen sayfayı bir laboratuvara çevirip kelimeleri yeni bir kimyaya sokma. Bir serzeniş değil yalnızca; içten içe yürüyen bir kaynama, bir doku değişimi. Çünkü edebiyat yenilik ister, alışkanlıklarını sorgulamak ister. Kurgunun, yapının, dilin çatısını yerinden sökmek ister. Ve biliyoruz: Bu tür metinler, okuru bir yumruk gibi yakalayan, karanlıkta parlayan bir etki taşıyor.