Bu kitap, dağların konuştuğu, ateşin yargıladığı bir çağdan kalmadır.
İnsan ile Tanrı arasındaki sınırın henüz çizilmediği, ölümün bir son değil, bir dönüşüm olduğu zamanlardan...
Kızılderili anlatı geleneğinin derinliklerinden gelen bu kadim
hikâyeler; Şamanik sınavlar, kutsal ateşler ve doğayla kurulan mutlak bağ etrafında örülür. Burada güç, miras alınmaz; bedel ödenerek kazanılır. Bilgi, isteyen herkese verilmez. Tanrısal olan ise her zaman merhametli değildir.
Kumush'un ölümsüzlüğe uzanan hırsı, Isis'in dağlarda sınanan kaderi ve Látkakáwas'ın insan ile kutsal arasındaki eşik hâli; medeniyetin unuttuğu ilk düzeni hatırlatır. Bu düzende insan, doğanın üstünde değil; onun içindedir.
Bu kitap, mit anlatmaz.
Mitin kendisi gibi davranır.
Okuru ritüelin ortasına bırakır ve şu soruyu sorar:
İnsan, tanrı olmak isterken neyi kaybetti?