Dijital çağın içinde, hepimiz görünmez kablolarla birbirimize ve dünyaya bağlı olduğumuza inandık. Paramız, kimliğimiz, işimiz, dostluklarımız, hatta yalnızlığımız bile ekranların içine taşındı. Bir gün o ekranların aynı anda karardığını, bildirim seslerinin sustuğunu, şifrelerimizin anlamsızlaştığını, "kaydet" tuşuna bastığımız ne varsa havada asılı kaldığını düşünmek, belki de bu yüzden içimizde tuhaf bir ürperti uyandırıyor.
Elinizdeki Dijital Kıyamet, tam da bu ürpertinin izini süren öykülerden oluşuyor.
Bu kitapta İstanbul'dan Tokyo'ya, Lagos'tan New York'a, Grönland'dan Buenos Aires'e uzanan hikâyelerde tek bir soru yankılanıyor: İnternet bir gün gerçekten yok olursa, geriye ne kalır? Sadece kaybolan veriler mi, yoksa yeniden hatırladığımız yüzler, sesler, sokaklar, defterler, kâğıtlar mı?