Deniz kıyısında, sisle örtülü bir kasabada yankılar çoğalmaya başladığında, kimse bunun yalnızca bir ses olmadığını henüz bilmiyordu...
Bastırılmış suçlar, unutulmuş sözler, yarım bırakılmış hayatlar bir bir yüzeye çıkarken; kasaba, kendi karanlığıyla baş başa kalır. Sofralar kurulur, yollar tutulur, insanlar dağa, denize, birbirlerinin yüzüne bakmaya cesaret eder. Ama her yüzleşme kurtarmaz; bazıları yalnızca çözülmeyi hızlandırır.
Anıl Topçu, bu romanında mitolojik hafızanın izlerini modern bir anlatının içine ustalıkla yerleştirirken; fantastik bir hikâye akışını son derece sahici bir atmosferle örüyor. Okur, bir yandan gerçekliğin sertliğiyle yüzleşirken, öte yandan kadim anlatıların fısıltısını hissediyor. Tanıdık isimler, tanıdık hayatlar; ama bambaşka bir derinlik. Çünkü burada mucize de, felaket de insanın içinden doğuyor.
Viraneler, bir kasabanın değil; bir topluluğun, hatta insanlığın ortak belleğinde dolaşan çatlakların romanı.
Masumiyetin ne zaman kaybolduğunu, suçun nerede başladığını ve insanın kendi yankısından kaçıp kaçamayacağını soran karanlık, sarsıcı ve unutulmaz bir anlatı.