İnsan konuşamadığında açığa çıkar.
Dilin dönmediği yerde başlar hakikat.
İşte orada, hayatın sesi lâl olur.
İnsan kaçacak yer bulamadığında kendine çarpar.
Çünkü bastırılan hiçbir şey kaybolmaz; yalnızca biçim değiştirir.
Geçmiş, sandığımız gibi geride durmaz.
Bir eşya gibi yer kaplamaz;
kanın içinde dolaşır, bakışın yönünü değiştirir.
İyileşmek, her zaman toparlanmak değildir; bazen dağınıklığın içindeki gerçeği kabul etmektir.
İnsan, kendi kırılganlığını fark ettiği ölçüde gerçek olur. Kimse kahraman, kurban, suçlu olmaz.
Hayatın sesi lâl olduğunda,
geriye kalan tek şey bir cümleden ibarettir: İnsan, kendi sessizliğini taşıyabilecek kadar büyümek zorundadır.