Kervan, yalnız yük taşıyan bir sıra deve değildir; kervan, yolun hafızasıdır. Bir çuval tuzun, bir sandık ipeğin, bir siyah atın yahut bir avuç cam boncuğun ardında; insanın açgözlülüğüyle merhameti, korkusuyla cesareti, hilesiyle sadakati birlikte yürür. Eski çağın kervan yollarında ticaret, sadece alıp satmak değil; sınır taşlarını doğru okumak, bir mührü korumak, bir kelimeyi yerinde söylemek, bir gece nöbetinde gözünü açık tutmaktır.
Bu kitapta yer alan öyküler, işte o yolların tozundan, hanların ateş başı fısıltılarından, çöl rüzgârının susturduğu çanlardan doğdu. Her hikâyede başka bir yük, başka bir tehlike, başka bir sınav var; fakat hepsinin ortak bir gerçeği bulunuyor: İnsan, yolun içinde kendini de taşır. Bazen bir satır silinir, bazen bir kapı kızarır, bazen bir kum saati kırılır... Ve her seferinde asıl mesele, kaybolanı bulmaktan önce, kaybetmemek gerekeni fark etmektir.