Bu kitap, avuç içi kadar sokaklarda kocaman bir çocukluk yaşayan "son neslin" hatırasına yazıldı. Parmaklarımızın arasında ekran ışığı değil, tebeşir tozu vardı; cebimizde bildirimler değil, misketler, gazoz kapakları, kibrit kutuları... Akşam ezanıyla eve çağrıldığımız, sokak lambası yanınca oyunun büyüdüğü yıllardı. Oyun yalnızca eğlence değildi; adaletin, paylaşmanın, cesaretin, vicdanın dilini orada öğrendik.
"Sokaktaki Son Neslin Öyküleri", yakar topun nefes nefese coşkusunu, saklambaçtaki kalp çarpıntısını, köşe kapmacadaki aklı, çamurun şenliğini ve bir mahallenin yıkım sesleri arasında bile yere çizilmiş umutlarını taşır. Bu sayfalarda kahkahalar kadar kırılmalar da var: kaybolan bir kapağın açtığı güven sınavı, bir düşüşün öğrettiği sorumluluk, vedaların içimize bıraktığı sessiz çizgiler... Çünkü çocukluk, sadece koşup oynamak değil; büyürken incinmeyi, incitmemeyi, özür dilemeyi ve yeniden başlamayı da öğrenmektir.