Erdem Özgül, ilk romanında bizi devasa bir çöplüğün etrafında topluyor. Taşradan göçle gelip şehir içinde yeniden "göçertilenlerin" hikâyesi bu; evlerinin yıkılıp yerine yüksek katlı konutların yapılacağı günü bekleyenlerin dünyası...
Ragazzo'nun "Gasteci Kız" dediği genç kadının kaleminden dökülen yıkım ve umut haberleri; Çöpoğulları, Seyis Amca, Kosta Papadopulos ve Mehmet Bey gibi büyüklerin hayatlarıyla kesişiyor.
Çöplüğün çamurlu yolları müzikhollerle çevrili; hayat kadınları, muhabbet kuşları, Çöpoğullar ve Seyis Amca hikâyeyi büyütüyorlar. Bir şenlik var burada, bir feryat figan. Orhan Kemal'in "Arkadaş Islıkları"nı duyuyoruz, onun sesi Marmara'nın hırçın sularında yankılanıyor.
Mahalle yıkımın eşiğindeyken, bakanlık yetkilisi; "Ama burası çöplük hanımefendi. Anlıyor musunuz" diye soruyor, sonra gerçeği tüm çıplaklığıyla itiraf ediyor: "Burası düşlerimizin evi..."
Sayfalar içinde şiirler, şarkılar, aşklar ve kahkahalar birbirini kovalarken; İstanbul'un eteğinde yutulmayı bekleyen bir evin penceresinde oturmuş, insan ruhunun derinliğine tanıklık ediyoruz. Mizah ve trajedinin harmanlandığı bu romanı okuyup kapağını kapattığımızda, "keşke bitmeseydi" diyoruz.