"Nilüferler solsa da, insanın içindeki su hep bir sızıyla akmaya devam ediyor."
Nilüferler Solduğunda, sadece bir şiir kitabı değil; bir çağın içsel haritası, bir halkın ve bir ruhun yankısıdır. Konfradi, dizelerini bir duaya değil, bir aynaya dönüştürüyor; o aynada insan, kendi kırık yansımasıyla yüzleşmek zorunda kalıyor.
Tükenen inançların, kirlenen kutsalların ve unutulmuş duaların arasından geçen bu yolculukta dil; hem bir taşın soğukluğu kadar sert hem de bir nilüferin yaprağı kadar narindir. Çirkinliğin bile güzelliğin başka bir biçimi olduğu bu evrende her dize, toplumsal bir yarayı kişisel bir sancıya dönüştürüyor.
Bu eser, inançla inkârın, umutla umutsuzluğun kesiştiği o ince eşikte duranlar için hem sarsıcı hem de iyileştirici bir tanıklıktır.
Çünkü bu kitap, inancını kaybedip yine de dua etmeyi sürdürenlerin toprağına ithaf edilmiştir...