Bir kelime çağırdı diye ansızın gittim şairin evine. Sıradan
bir şaire değil. Şiir upuzun ve uzaktan bakan için ortalık
darmadağınık. İçeride ne ararsan var demek, kabalık olur. Her
bir dize, içine düşünce kolay kolay çıkılamayacak kuyular gibi.
Bu, ilhamla falan olacak iş değil, besbelli yazdırılmış denilen
mısralarla dolu.
Bir dilenci gördüm, çayırkuşundan bir şarkı için
Kapı kapı dolaşıp dileniyordu
Bir şair gördüm, konuşurken bir zambağa "siz" diyordu.
Bir kitap gördüm, kelimeleri billurdan
Bir kâğıt gördüm, ilkbahardan
Müze gördüm, yeşillikten uzak
Cami gördüm, sudan uzak
Umutsuz bir fakih gördüm
Baş ucunda sorularla dolu bir testi vardı
Bir katır gördüm, yazı ile yüklü
Bir deve gördüm, nasihat ve misalin boş sepetiyle yüklü
Bir arif gördüm, "yâ hû" ile yüklü
Fıkıh götüren bir tren gördüm
Nasıl da yavaş gidiyordu
Siyaset götüren bir tren gördüm
Ne de boş gidiyordu.
Devamını getirmeden tam da bu son mısrada durdum.
Maksadın hâsıl olmasının verdiği huzurla, içi dolu olan bütün
şeylerin hatırına, tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bilen cümle
güngörmüşlerin ruhları aşkına, durdum ve sustum.