Fevzican Çelik, insanın kendisiyle kurduğu o
kırılgan ve çoğu zaman yorucu ilişkiye odaklandığı
çarpıcı bir anlatı dünyası sunuyor. Yalnızlık,
yabancılaşma, arayış ve içsel çatışmalar; gündelik
hayatın içinden geçen karakterlerin hikâyelerinde
sade ama etkileyici bir dille hayat buluyor.
Bir barda başlayan sorgulamalar, bir asansörde
kesişen hayatlar, geçmişle yüzleşmeler ve yarım
kalmış duygular... Bu kitapta her hikâye, okuru
kendi iç sesine biraz daha yaklaştıran bir kapı
aralıyor. Sıradan görünen anların içinde saklı
derinlik, metinler ilerledikçe daha görünür hale
geliyor.
Fevzican Çelik, okuru sadece bir hikâyenin içine
değil; aynı zamanda kendi düşüncelerinin ve
duygularının içine davet ediyor. Her sayfada,
tanıdık bir his, bastırılmış bir soru ya da unutulmuş
bir an kendini hatırlatıyor.
Gökyüzünde Gezebiliyorken, büyük cevaplar sunmuyor
ama doğru soruları sormaktan da çekinmiyor.
Ve belki de bu yüzden, okunduğunda bitmeyen,
zihinde kalmaya devam eden bir kitap haline
geliyor.