"Bir kadının yanışı gürültülü olmaz.
Sessiz olur, içten içe. Kimse bilmez..."
Hayat bazen sessiz bir gidiş, bazen de kül rengi bir mektup ile yönünü değiştirir. Bu kitap; Kapadokya'nın karlı vadilerinden İstanbul'un asırlık konaklarına, Ege'nin hırçın sularından bir köy evinin kuyusuna kadar uzanan, birbirine görünmez bağlarla bağlı hayatların ve saklanan sırların hikâyesidir.
Yitirilen annelerin kokusu, hiç tanınmamış babaların bıraktığı sararmış fotoğraflar, vicdan azabıyla derin sulara gömülen ruhlar ve küllerinden yeniden doğmayı bekleyen kadınlar... Her bir öyküde, hayatın sert rüzgârları karşısında eğilen ama kırılmayan, kendi gerçeğini bulmak için ateşin içinden geçmek zorunda kalan insanların sesini duyacaksınız.
Sema Çelebioğlu, "Zümrüdüanka" ile okuru; her yanışın bir nedeni, her vedanın bir başlangıcı olduğunu fısıldayan duygusal bir yolculuğa davet ediyor. Çünkü yeniden doğmak başka biri olmak değil; korkuları ve yarım kalmışlıkları ateşe atıp kendi özünü bulmaktır.
"Her yangın, insanın kendi içine açılan bir kapıdır."