İşçi sınıfı -hani o "zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayan"-, Ekim Devrimi ile, göğü fethe çıktığını; yeryüzüne, dağa, taşa, çocuğa, kediye, köpeğe, ırmağa, kadına, karısını döven adama, kendisi ve benzeri dışındaki her türlü insana ve bilumum canlıya düşman olana, ırkçıya, yarın kaygısı taşıyana, "işsiz kalırsam" gerilimine, boynu kendinden ilmekliye, sessizliği yeğleyen sinsiliğe... ve elbette, kapitalist devletlerin sahiplerine -hani o insan kılığında olup da insan olmayan- üretim araçlarını ellerinde tutanlara ilan etti 1917'de. 90'lı yılların başında SSCB çözüldü.
Paris Komünü, iktidarı almanın yetmediğini, eski devlet çarkının tümüyle parçalanması gerektiğini göstermişti. Ekim Devrimi ise, devrimi içeride ve dışarıda sürekli kılmanın önemini gösterdi.
"Yenilgiyi yükselişin kaldıracı, eksiklikleri kapitalizmden komünizme geçiş sürecini kısaltmanın aracı yapacağız. Bu, ellerimizdedir," diyen "Kapitalizmden Komünizme Geçiş"in ilk yayınlanışının üzerinden otuz yıl geçti. Otuz yıl önce de bizimle "aslolan devrimin gündemidir" diyenler ve kitabı bu baskısıyla ilk kez ellerine alanlar; yeni ağızlar ekleyelim ağızlarımıza.
Sürüyor o kavga.
Kaldıraç Yayınevi, 2024