Arada bir sözlük karıştırmak yetmez...
Yazarken konuşurken kullandığımız sözcükler, yüzyıllar öncesinden bugünlere nasıl ulaştı?
Örneğin "üzüntü, üzüm, üzüşmek, üzülmek, üzüt, üzgü..." tek tek düşünülmemeli?
"Halaya gelmeyenin/ Kolu budu üzülsün" ne demek?
"Kara" her zaman "siyah" mı?
"Al" her zaman "kırmızı-kızıl" mı?
"Öykü" Dil Devriminin ürünü mü?
"Görklü" uydurma mı?
11. yüzyılda Kâşgarlı Mahmud'un sözlüğünden, Dede Korkut öykülerinden; halkın türküsünden, ilencinden, ağıdından; 14. yüzyılda Âşık Paşa'nın; 20. yüzyılda Enver Gökçe'nin, Cemal Süreya'nın, Haydar Ergülen'in şiirlerinden gülümsüyor.