İnsan bazen kaçamaz kendinden. Homurdanan bir şehirde ya da uçsuz bucaksız bir ormanın yuttuğu köy kahvesinde hiç beklemediği bir anda yakalanır kendi gerçeğine. Güneş usul usul sahneden çekilirken; kiminin ayağındaki yırtık ayakkabıda, kiminin cebinde ağırlaşan tütün torbasında ya da kaldırıma çökmüş yaşlı bir kadının çakmak çakmak yanan gözlerinde büyür hayat.
Bu kitap; kırık dökük heveslerin, sinsi hastalıkların, ansızın kopan fırtınaların ve insanı can evinden vuran o tuhaf dönüşümlerin bir haritası. Yazar bizi gürültünün bittiği, ışıkların söndüğü ve herkesin kendi payına düşenlerle ayrıldığı o mutlak ana götürüyor.
Horozlar ötüp şafak sökene kadar sürecek tekinsiz ama bir o kadar tanıdık bir yolculuk...
Çünkü herkes eninde sonunda kendi evine döner.