Filmler üzerine düşünme ihtiyacımız nereden geliyor? Bu bir entelektüel kaygının sonucu mu yoksa sanat metnin doğası bizi buna mecbur kılan bir olgu mu? Film sinemadan çıktıktan sonra başlar tezini duymuşuzdur. Peki nedir sinemdan sonra başlayan, nasıl bir gerçeklik ki, filmle gün içinde, hafta içinde, ay içinde, yıl içinde yaşamaya devam ediyoruz. Elbette bu doğal oluşum bütün sanatların doğasında var. Ancak yüz yılı aşkın görsel deneyimimiz ve 2000 sonrası internetle açılan alan bizi sinemayla daha fazla muhatap kılıyor. Buradan bakınca filmleri, zihnimizde bulunan ayrı bir gerçeklikle yeniden var kılıyoruz. Bu arkadaş sohbeti olabilceği gibi zaman zaman da yazılı metinler aracılığyla düşündüren bir yol. Bu yolu bize ilk açanlar arasında Faransız Yeni Dalgası etrafında toplanan kalabalık var diyebiliriz. Yarım asırı aşkın süredir fimlerin politik bir olgu olması üzerine düşünüyoruz. Bu da doğal olarak yedinci sanat dediğimiz bakışı hayatımızın her alanında daha içten bir sesle var kılma imkanı tanıyor. Andre Bazin'in ifadesiyle söyleresek; "Sinema bir sanat biçiminden çok, sosyolojik ve endüstriyel bir olgudur". Buradan bakınca taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor. Anlama ve anlamlandırma çabasının bir parçası olan bu eserde de kollektif bilincin yansımalarını bulmak mümkün.